içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

KATILIM SAĞLADIK! TÜRKÇE’Yİ BİR KERE DAHA HAKLADIK!
Önce büyük firmaların neredeyse boğaz tokluğuna gece gündüz çalıştırdığı genç kızlarımızın ağızlarını bozdular. Nereden geldiği belli olmayan, özenti içinde, kendi kültürlerine yabancı birilerinin verdiği derslerle o çocukları atlattılar yanlış konuşma, kendisi olmaktan çıkma bataklığına. Sonra yavaş yavaş dağıldı, yayıldı, anlı sanlı politikacılar, belediye .başkanları her gün sosyal medya hesaplarından katıldıkları toplantıların, anmaların., törenlerin haberini verirken böbürlenerek poz verdiler fotoğraflarda: “Katılım Sağladık!”
“İyi halt ettiniz” diyesi geliyor insanın...
Yapmayın etmeyin efendiler. Dilimiz, Türkçemiz öz varlığımızdır. Modaya uyup ona ihanet etmeyin. Amerikan İngilizcesinde olduğu gibi (İngilizcenin de özünde yok!) iki eylem bildiren sözcükten birini ad yerine geçecek zamirlere dönüştürerek, iki fiili yan yana kullanmayı bir “Orijinallik!” sanmayın. Bu bulanık akıntı bizi Türkçenin üreme yollarını tıkayan, bir gösteren olarak dilin gösterilenle (anlamla) ilişkisini kıran bir yozlaşmaya götürmektedir. İktidarın eğitim politikalarını eleştirenlerin bir kısmı, kendilerinin bu toplumun kültürüne ne kadar zarar verdiklerinin farkında bile değiller.
“Katıldık” ya da “Katıldım” deseniz dilinizi eşek arısı mı sokacak?
Dil bilimci F. Saussure, (onu da dilin canlı yapısına, yaşamın değişimine uymayan önermeleri nedeniyle birçok bakımdan eleştiririz) dil ve düşünceyi bir tabaka kâğıdın iki yüzüne benzetir. Jameson’un da benzer saptamaları vardır. Dilimizle düşüncemiz at başı giderek birbirlerini etkilerler. Cemaat ve tarikatların kimi din istismarcısı, dili ve toplumu parçalayıcı sözcükleri günlük dilimize sokup halkımızın düşünce alanlarını ele geçirme çabaları nasıl bir emperyalist “Şarkiyatçı” girişim ise, özentili, bilinçsiz kimi toplum önderlerinin yaptığı da ondan çok farklı değildir.
Merak edenler için “Türkçenin Üreme Yolları Ve Dil Devrimciliğimiz” (Dr. Hikmet Kıvılcımlı), “Dil Felsefesinin Sosyolojik Sorunları” (Voloşinov- Türkçeye “Marksizm Ve Dil Felsefesi” benzetme ve yanlış başlığıyla çevrildi) kitaplarını öneririm. Anadolu Rönesansı kitabımda da “Dilin Densizliği Ve Eleştirinin Densizliği” bölümünde bu konuya biraz girmiştim.
Türkçeyi devrimci, derleyici, anlam genişliklerine ulaşmaya çalışan bir anlayışla kullanmalı, aydınlarla halk arasındaki kimi yapay zortlamaları ortadan kaldırmalıyız.
Gününüz, güzel Türkçemiz gibi aydınlık olsun!
06 08 2026, Alper Akçam, (Ankara yolcusu)
Bu yazı 89 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum