-
Ferhat ADAMHASAN
Tarih: 27-09-2026 08:36:00
Güncelleme: 27-09-2026 08:39:00
Hayatın her alanını saran ekonomik sıkıntılar, ne yazık ki artık sadece cüzdanları değil, doğrudan canları yakmaya, insanımızın nefesini kesmeye devam ediyor. Çarşıda, pazarda dert yanınan enflasyon, mutfaktaki yangın, tencerenin kaynamaması derken; o acı haberler yüreğimize kor gibi düşüyor. Daha dün, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, şerefiyle görev yapmış bir emekli polis memurunun, geçim sıkıntısına, hayat pahalılığına ve omuzlarındaki ekonomik çıkmaza daha fazla dayanamayarak yaşamına son verdiğini öğrendik.
Bir insanı hayattan koparan şey yalnızca bir ip veya bir silah değildir; o insanın omuzlarına yüklenen "geçinememe" utancı, geleceksizlik korkusu ve çaresizlik hissidir. Ömrünün en güzel yıllarını bu devlete, bu topluma adamış bir insanın, emeklilik yaşında onurlu bir yaşam sürmek yerine pazarda etiket hesaplaması, kirasını ödeyemez hâle gelmesi ve sonunda bu acı sondan başka çıkış yolu bulamaması bu düzenin en büyük ayıbıdır.
Bugün pazara çıktığımızda halkın, özellikle de emeklilerimizin halini görmemek, o sessiz çığlığı duymamak mümkün değil. Filelerin yarım kalması, pazar tahtalarının arkasında kalan döküntüleri toplamak zorunda kalan yaşlı insanlarımız, "Bugün ne pişireceğim?" diye düşünmekten uyuyamayan anneler... Emekli maaşları adeta bir lütuf gibi sunulurken, gerçek enflasyonun altında ezilen milyonlarca insan adeta sessiz bir intiharın eşiğinde yaşıyor.
Bir polis memuru kardeşimizin bu trajik ölümü, münferit bir olay olarak görülemez. Bu, ekonominin getirdiği tükenmişliğin, sosyal devlet anlayışının aldığı yaranın ve insan onurunun Index'e, rakamlara kurban edilişinin acı tablosudur. İnsanlarımızın hayata tutunacak dalları birer birer kırılıyor. Komşumuz, abimiz, babamız yerindeki insanlar bu ekonomik baskı altında ezilirken hepimizin vicdanı sızlamalıdır.
Devletin varlık sebebi, vatandaşının huzur içinde, insanca yaşamasını sağlamaktır. Eğer bu ülkenin emeklisi, emekçisi, dürüstle çalışanı "yarın ne yiyeceğim, kiramı nasıl ödeyeceğim" korkusuyla akıl sağlığını yitiriyor ve yaşamına son veriyorsa, burada şapkamızı önümüze koyup çok derin bir muhasebe yapmalıyız.
Kaybettiğimiz canlar geri gelmiyor ne yazık ki. Ancak geride kalanların sesini duyurmak, bu acı tablonun kural değil bir son olmasını istemek hepimizin insanlık borcudur. İnsanımızın onuruyla yaşayabileceği, emeğinin karşılığını alabildiği, kimsenin yokluk yüzünden hayattan koparılmadığı bir adalet ve refah düzeni kurulana kadar bu kaleci yazmaya, bu feryadı dile getirmeye devam edeceğiz.
Hepsinden öte; bu ülkeye hizmet etmiş hiç kimse çaresiz değildir, olmamalıdır. Hayatını kaybeden emekli polisimize Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve tüm milletimize sabır diliyorum. Umarım bu son acı acı feryat, gözleri kör, kulakları sağır olanlara bir ders olur.